Kitap Nasıl Yazılır, kitaptan para kazanılır mı ?

Kitaptan çok para kazandığımızı ev, araba filan aldığımızı düşününen arkadaşların merakını gidereyim diye yazıyorum bu yazıyı. Herşeyden önce şunun bilinmesi lazım; siz kitapçıdan gidip kitap aldığınızda verdiğiniz o paradan yazarın cebine “5 kuruş” dahi gir-mi-yor.

Okumayı sevmeyenler için konuyu detaylı anlatıyorum.

Birincisi teknik kitaplar, romanlar ve siyasi kitaplardan farklı olarak görece çok az satıldıkları için bir baskıda en fazla 1000 adet basılıyorlar. Çoğu kitap 1. baskıda kalıyor satılmadığı için 2. baskısı bile yapılmıyor. En iyi satan kitaplar bile 1 yıldan önce 2. baskıya gitmiyor. Çünkü teknik kitaplara talep az. Örneğin benim UML ve Dizayn Paternleri kitabım (ki oldukça iyi bir satış performansı olan bir kitap) 1 yılı bitirmeden tükendi, 2. baskıya gitti diye yayınevim ve ben çok mutlu olduk. Düşünün bu Türkiyede büyük bir başarı olarak görülüyor.

Kazanç konusuna gelirsek; yazarlar, kitapçıdaki kitap satışından para kazanmıyor sadece baskı adedi üzerinden telif ücreti alıyor. (O da alabilirse …) Telif sistemi benim ilk kitabımın çıktığı 2003 yılından 2014’e kadar şöyleydi; her baskıda kitabın etiket fiyatı baskı adediyle çarpılıp bunun %8’i (KDV düşüldükten) sonra yazara telif olarak ödeniyordu. Ödeme de kitap çıktığı gün değil kitabın çıktığı günden 4 ay sonra her ay 3 eşit taksitte. Somutlayalım, diyelim ki etiket fiyatı; 30 TL olan bir kitap, bir baskıda 1000 adet basılmış ise; 30 * 1000 = 30.000 TL yazarın telif ücretidir. Şaka şaka keşke öyle olsaydı 🙂

30 * 1000 = 30.000 bunun %8 ‘i : 2.400 TL Bundan da %18 KDV düşünce “1.968 TL” telif ücretidir ve yazara 4 ay sonra 656 TL’lik 3 taksitte ödenir. İşte bir yazarın kitaptan kazandığı para budur. Tabii bu da yayınevi ödemeyi düzgün yaparsa maalesef çoğu yayınevi bunu da yapamaz veya yapmaz.

Şu andaki durum bundan da kötü. Artık satış rakamları iyice düştüğü için kitap çıktıktan tam 6 ay sonra yine 3 eşit taksitte ve %7 üzerinden telif almaktayız. Şaka gibi değil mi ?

Bakın bir kitap yazabilmek için en az 1 senenizi veriyorsunuz. (Benim yazımı 4 sene süren kitabım da oldu) Bu sadece yazma kısmı daha sonra düzeltisi, mizanpajı son okuması vs buna dahil değil. Kitap yazabilmek için o konuda en az 4-5 farklı kaynak satın almalı ve okuyup çalışmalısınız. Yani bu işe yaptığınız bir masraf da var. Buna harcadığınız zaman ve emeği ölçmek ise imkansız. Ben kitaba harcadığım zamanda ders versem veya proje yapsam kitaptan kazandığımın kimbilir kaç katını kazanırım. Yani kitap yazmak maddi anlamda baştan zarar ettiğinizi kabullenmek demektir. Düşünün yeni işe başlayan acemi bir yazılımcı bile ilk ayında bundan çok daha iyi para kazanıyor. İnanmayan varsa sözleşmelerimi gösterebilirim.

Şimdi de aklınıza şunun takıldığını tahmin ediyorum; “eğer yazar bu kadar az kazanıyorsa demek ki yayınevi çok kazanıyor…” yani örneğe geri dönersek 30.000 – 1968 = 28.032 TL yayınevine kalıyor. Yayınevinin baskı için matbaaya verdiği para, kağıda, boyaya verdiği para, devlete ödediği vergiler (bandrol alımı, isbn alımı) düzelti yapan redaktöre, mizanpaj yapan grafikere ödediği maaş, kitabın dağıtımı için anlaştığı dağıtım şirketine ödediği paralar ve benim de bilmediğim kalemleri düşünmezsek böyle bir sonuca varmak komik bir saflık olur. Ben 2003’ten beri bu işin içindeyim benim bildiklerim ve yayınevimin bana söylediği şu; 1000 adet basılan bir kitabın 1 senede eğer 500-600 tanesi satılırsa masrafı bile çıkmıyor. Tamamı satılırsa eh işte kafa kafaya geliyor. Ancak 2. baskıyı yaparsa kar ettirmeye başlıyor. Yani durum yayınevleri açısından da pek parlak değil. Zaten bunu mantar gibi açılan sonra da 2 kitap basıp, borç harç batan yayınevlerinden anlıyoruz.

Bu aralar çok popüler olan başka bir “bilgisisiz fikri” daha ele alalım. Bazı kişiler kitap sayfalarına bakıp diyelim bölüm sonunda yarısı boş bir sayfa görüp ya da kitabın sonunda tamamen boş 2-3 sayfa görüp “hımmm adam kitabın sayfa sayısını böööle arttırıp fiyatını arttırıyooor sonra daaaa paranın … bu cümleyi bitirmeyeceğim merak etmeyin” şeklinde yorumlar yapıyor 🙂 Birincisi kitabın sizin gördüğünüz hali grafikerin mizanpajla yaptığı tasarımın sonucu. Yani yazar onu öyle yazıyor ve yazarın yazdığı hali basılıyor zannetmeyin. Biz kitabı Word veya benzeri bir programla yazıp veriyoruz. Sayfa tasarımı yani mizanpaj ise indesign ya da quark gibi programlarla grafiker tarafından yapılıyor ve o hali baskıya gidiyor. İkincisi bu konuda grafiker de suçlu değil daha doğrusu ortada bir suç da yok. Grafiker mizanpaj sırasında bakıyor ki bir satır anlamsız bir yerinden bölünerek diğer sayfaya geçmiş, onu diğer sayfadan başlayacak şekilde ayarlıyor. Bunlar da birleşip birleşip en son da ya sıkışık ya da çok boş alanlara neden oluyor. Diğer bir detay da şu; neden bölüm sonlarında veya kitap sonunda boş sayfalar var ? Çünkü matbaa’daki bir kağıt kalıbında 4 sayfa vardır. Diyelim 43 sayfalık bir bölüm çıktı ilk 40 sayfada sorun yok ama o 3 sayfa için bir kalıp kullanıyor makine. Ve ortaya 1 boş sayfa çıkıyor. Sonra otomatik bir makine o kalıbı kesiyor sayfaları birbirine ekliyor. Buna ne yazarın ne grafikerin ne de matbaa işçisinin yapabileceği birşey yok. Demek ki neymiş, bilmediğimiz konularda tabiri caizse işkembeden konuşmak insanı komik duruma düşürürmüş 🙂

Çok merak edilen konulardan birisi daha kitabı neden pdf olarak vermiyorsunuz ? Veremem çünkü suç işlemiş olurum zira  kitabın yayın hakları tümüyle yayınevinindir. Ve böyle bir şeyi yazar yapamaz yaparsa da suç işler.

Benden kitabımı bilaücret hediye olarak isteyenler için de şunu söyleyeyim; keşke o kadar zengin olsaydım… Zannediyorsunuz ki, ben yazarım diye kitapçılar (örneğin D&R) bana kitabımı bedava veriyor. Kardeşim ben de kendi kitabımı gidip parasını ödeyerek alıyorum. “Ne var canım öde, al, bize de ücretsiz gönder” diyorsanız eğer, size söyleyebileceğim tek şey şu; el insaf ! Ben Koç’muyum, Sabancı mıyım yoksa Ağaoğlu mu ?  Her sınıfımda 20 kişi olsa, ben bir ayda 2 tane sınıfa girsem ki (üniversite, dernek, kurumsal dersler, seminerler) diye düşünürseniz bu rakam çok komik kalıyor benim her ay ortalama 100 tane bedava kitap hediye etmem anlamına gelir. (Mail, Twitter, Facebook’tan yazıp isteyen ve hiç tanımadığım insanları saymıyorum bile) Her kitap da ortalama 40 TL olsa 4.000 TL. Ben ayda 30, 40.000 TL kazansam bunu yaparım belki de inanın o kadar kazanmıyorum 🙂 O kadar kazandığım bir işim olsaydı, emin olun yazılım dünyasıyla işim olmazdı.

Son olarak ciddi ciddi kitap yazmak böyle wordpress’te 2 dakika’da blog açıp “sınıfımızı alalım, fonksiyonumuzu yazalım, en sonunda da hoşçakalın arkadaşlaaaar bir sonraki makalemde görüşmek üzereeee” diye “kerameti kendinden menkul” makale yazmaya pek benzemiyor.

Reklamlar

Aykut Taşdelen Kitap PDF Download

Blogumun sürekli olarak google’dan bu kelimelerle arandığına şahit oluyorum. Hiç bir yazar kendi emeği olan kitabını PDF olarak ücretsiz dağıtmaz. Lütfen şu bedavacılık alışkanlığından kurtulun. Ve şunu unutmayın eğer kitaplar böyle bedava PDF olarak indirilebiliyor olsa hiç kimse kitap yazamaz hiç bir yayınevi de bir tek kitap basamazdı. Üstelik aradığınız şey yasalara göre bir suç unsurudur. Bazı arkadaşlar ben öğrenciyim o nedenle arıyorum diye bir savunma öne sürüyor. Öğrenci olmak birşeyi bedava elde edebileceğiniz anlamına gelmediği gibi bunu söyleyen pek çok “öğrencinin” kitaba ayıramadığı parayı sigaraya, marka kıyafetlere, telefonlara vs hiç acımadan verdiğine de çok şahit oldum. (Özellikle 2011 den beridir bir üniversitede dersler veriyor ve bu durumu kendi öğrencilerimde bire bir gözlemliyorum) Kaldı ki bu kitaplar yabancı kitaplar gibi 60, 70$’lık kitaplar değiller, PDF’ini aradığınız örneğin Reporting Service kitabı 13 lira, internette daha da ucuza satan siteler bile var üstelik.

Şaka bir yana İstanbulda yaşamıyorum kitaplarınızı bulamıyorum alamıyorum diyorsanız da, info@aykuttasdelen.net üzerinden benimle iletişim kurun kitabınızı imzalayıp kargoyla göndereyim.

Gelen Bazı Yorumlar Üzerine Ek :

Bu yazıya yapılan yorumlardan ve cevap yazmaktan maalesef hicap duyuyorum. Aslında yapılan yorumları “hakarete varmadığı sürece” muhalif bile olsa yayınlıyorum. Yayınlamamak da elimde ama sitemi ve beni takip edenlerin düşüncelerini terbiye sınırını aşmadığı sürece de yayınlayacağım ki halkımızın kültür ürünlerine verdiği değer de ortaya çıksın. Bu konu benim kitaplarımı çoktan aştı ben diğer yazar arkadaşlarım ve benzer durumdaki müzik, sinema ya da farklı kültür ürünlerinin üreticileri adına da bu görevi yerine getiriyorum.

Yayınlamadığım yorumlar arasında bana ağır hakaret edenlerden tutun tehdit edenler bile var. Bir dakika ! Burada savunduğum, yerden göğe kadar haklı doğrularla suçlu olan ben olmadığıma göre, bu suçu işleyenler kendilerinde güçlü de olma hakkını nereden buluyorlar ?

Sesimizi de çıkartmamızı bekledikleri, vazgeçmemizi bekledikleri şeyler; emeğimizin karşılığı, alınterimiz ve hakkımızdır ! Kusura bakmasınlar ama o kadar da uzun boylu değil. Bu ülkede kanun var,  hukuk var. Hem emeğinizi, zamanızı, paranızı harcayarak ortaya bir ürün koyacaksınız hem de birileri bu ürünün karşılığını ödemeden resmen çalmaya çalışacak, bir de üstüne kendini haklı görüp hakaret edip, tehdit edecek…   Bu durum artık kleptomanlığı, saygısızlığı da aştı.

Belirli bir saygı çerçevesinde yorum getiren herkese kapım elbette açık yaptığı yanlışı dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyorum. Ama konuyu başka bir noktaya götürenlerle de hukuk çerçevesinde savaşım sürecek. Elinizi vicdanınıza koyun aşağıdaki google aramasının neresi iyi niyetli ve  hoşgörüyle yaklaşılabilir … ?

“aykut taşdelen tüm kitapları bedava indir”    Birini de değil “tümünü” indirecek !